Yitik Ülke
Edebiyat Dergisi

Bir Heves Bir Kalas - 1

İlgilenenler hatırlar aslında, ?Bir Heves Bir Kalas? Taraf gazetesinde tiyatro kritikleri yazdığım köşenin ismi. Taraf sitesini ücretli yapınca özellikle internet kullanan arkadaşlar yazıları okuyamamaktan şikayetçi oldu ve ?Bir Heves Bir Kalas?ı eski yazılarıyla birlikte Yitik Ülke?den okunabilecek hale getirdik? Tabii sadece ?Bir Heves Bir Kalas? değil, pek çok yazı buradan yayımlanacak? Faşizm iki kişiliktir Tek bir cümle her şeyi özetleyebilir, gereksiz yere laf kalabalığı yapmanın anlamı da yok: ?Faşizm iki kişi arasında başlar?? Dünya özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında faşizmle olan ilişkisini kontrol altına almış ve ona fazla paye vermez bir hale gelmişti? Ama 11 Eylül durumu değiştirdi. İkiz Kulelere yapılan saldırı, korunaklı yaşadığını düşünen insanlar arasında bir paranoya yaratırken faşizmin yeniden doğmasına da yol açtı. Bu doğan örgütlü bir hareket olmadı, ama insanlar kendilerine özgü bir faşizm yarattılar ve bu faşizmi de kutsallaştırdılar. 11 Eylül?ün ardından yaşanan paranoya ve faşizmi temele alıyor Dennis Kelly?nin yazdığı Sondan Sonra? Duru Tiyatro?nun önceki akşam prömiyerini yaptığı oyunda Emre Kınay ve Ahu Türkpençe rol alıyor? Oyun, nükleer bir saldırının ardından başlıyor. Tüm kent bir anda yok olmuş, binalar yıkılmış, insanlar yanarak ölmüş... Mark, Louise?i felaketin ortasından çıkarır ve evinin sığınağına taşır. Aynı yerde çalışıyorlardır. Mark, paranoyalarıyla tipik bir Batılı?dır. Kendi dışında herkesten korkar ve ardından bu korkular onu yönetmeye başlar. Yarattığı komplo teorileri yüzünden birlikte çalıştığı insanlar, başta Louise olmak üzere onunla alay etmeye başlar. Ama sonunda haklı çıkan kendisi olmuştur. Artık bir sığınaktadırlar ve nükleer toz bulutu dünyanın üzerine çökmüştür. İkili artık bir kader birliği yapmak zorundadır, ama Mark bu süreçte kendi kurallarıyla yaşamak ister. Bu kuralları koyarken de Louise?e olan tutkusundan bir türlü kurtulamaz. Dünyanın kuralları en iyi çizilmiş ilişkisi elbetteki efendi-köle ilişkisidir. Ama burada tek taraflı da olsa bir aşk vardır. Mark, aşkına karşılık vermeyen Louise?i köleleştirmeye çalışır, ama o buna direnir ve böylece ikisi için de sığınak bir işkence odasına dönüşür. Mark fiziki işkenceden yanadır, Louise ise bir anlamda psikolojik şiddet uygular. Çünkü güç ve iktidar araçları Mark?ın elindedir. Oyunun ikinci yarısında bıçakla sembolize edilmeye başlanan iktidar sıkça el değiştirecek ve iki insan arasında bir güç gösterisi başlayacaktır. Alt metinleri ve sembolleriyle oldukça güç bir oyun Sondan Sonra ve oyunculardan da oldukça güçlü bir performans talep ediyor. Emre Kınay ve Ahu Türkpençe oyun boyunca sahnede kalmak zorundalar, soluklanacak, hatalarını konuşacak tek bir anları bile yok. Ama buna rağmen ikisi de bu tempolu ve şiddetli oyunun tek bir anını bile aksatmadan oynamayı başarıyorlar. Tüm tehlikeli rollerin altından kalkıyorlar. Tehlikeli derken, bir oyuncu için kelimenin tam anlamıyla tehlikeli bir oyun Sondan Sonra. Çünkü bazı sahnelerde ikisi de gırtlaklarına dayalı bir bıçakla oynamak zorundalar? Bir oyun ilk gösterimde elbette çok eleştirilmez ama Emre Kınay oyunun başında, belki de ilk gösterim olmasından dolayı biraz heyecanına yenik düşüyor sanki. Biraz tutuk, biraz da telaşlı başlıyor oyuna, ama çok kısa zamanda toparlıyor ve yıllarca televizyonda çalışmış oyuncuların çok da başaramayacağı bir performans sergiliyor. Hatta oyun sonlarına doğru oyunculuk işte böyle olur diye ders veriyor. Ahu Türkpençe ise başlardaki mızmızlanan görüntüsünden çıktıktan sonra sahnede harikalar yaratıyor. Kınay?la birlikte onun da oyunculuğu üst seviyeye çıkıyor. İkisi birbirini çok iyi dengeliyorlar. Oyunun sonundaki alkışı sonuna kadar hak ediyorlar. Öğrencilik yıllarımızda başlayan dostluğumuza istinaden söyleyebilirim ki, Sondan Sonra?da şu ana kadar izlediğim en iyi Ahu Türkpençe?yle karşı karşıyaydım. Emre Kınay?ın yönetimi de tek kelimeyle mükemmel, ama oyunu sonlara doğru o kadar yükselttikten sonra tam da orada bitirmek doğru olacaktı sanki. Hatta oyun da bunu istiyor gibiydi. Finaldeki yüzleşmeye çok gerek yok, izleyici her şeyi zaten anlıyor. Ya da son kısım daha başka tasarlanabilir ve öyle yönetilebilirdi. Dekor değişimi hem bir önceki duyguyu aşağıya çekiyor, hem de finaldeki ağır oyunculuk izleyiciyi bir önceki sahnenin finalinde yaşadığı görkemli duygudan uzaklaştırıyor. Ferhat Uludere
Paylaş:
Tarih: Ağustos

Yorumlar