Temaşa – Şebnem Kutluca

Matisse

Yorgun eylül yağmuru, arnavutkaldırımını dövmeye başladığında birkaç kör kedi dışında kimsecikler yoktu Cebidelik Yokuşu’nda. İlk damlalar sükûnetle teşrif etmişse de  sonrasında telaşla yeryüzüne koşmaya başlayınca, yokuşun iki yanında dizili yağmur kadar yorgun evlerin pencerelerinden uzanan çekingen gölgeler, ipe dizili mahremlerini toplayıp çıktıkları gibi sessizce girdiler kovuklarına.

O gün tüm izleri silmeye kararlı yağmur, yokuşun tepesinden getirdiği çeri çöpü önüne katmış, hoplaya zıplaya akıyordu ana caddeye doğru. Kör kediler kırık dökük kaldırımda bir kapı eşiğine yayılmış, önlerinde resmi geçit yapan boş bira şişelerini, kuru yaprakları, naylon poşet ve paçavralarını gözlerini kırpmadan izliyorlardı.

Bir anda akıntıya kapılmış turuncu, paslı, bisiklet tekerleği nedendir bilinmez çocuksu bir neşeyle, önce kaldırıma sonra çöp kutusuna çarparak, güle oynaya yuvarlanıp, yokuşun başındaki bakkalın tozlu camını kırarak, gökten gelen bir hediye gibi dükkânın içine düşüverdi.

Zarif Efendi, kafasını bulmacasından kaldırdı, burnuna düşmüş gözlüklerinin ardından, davetsiz misafirine uzun uzun baktı. Dünü, bugünü, yarını tek yumurta üçüzü olan Cebidelik Yokuşu’nda yaşayan herkes gibi o da kuşkulu yaklaşırdı yabancılara. Cüssesinden beklenmeyen bir çeviklikle masasından kalktı, un ile şeker çuvalının arasında boynu bükük yatan misafirinin tepesine dikildi. Parmak uçlarıyla yokladı önce sonra evirdi çevirdi elleriyle dikkatlice. Zarar gelmeyeceğine ikna etmiş olmalı ki kendisini, bir cesaret kucakladığı gibi tekerleği, gazetesini kenara iterek masanın ortasına yerleştirdi.

Bu sırada arsız yağmur durmuş, bezgin güneş huzursuzca içeri süzülmüştü kırık camdan. Misafirini masada bırakıp dışarı çıktı Zarif Efendi. Su birikintilerine bata çıka az ötedeki kahvehaneye gidip iki çay söyledi. Koşarak geri geldiğinde masanın üstünde yatan turuncu tekerleğin yerinde olduğunu görünce içi ferahladı. Çaylar geldiğinde belli belirsiz gülümsediği bile söylenir. Hüplete  hüplete içtiği çayının son damlasını ayakta tamamlayarak, telaşla tozlu dükkânın tozlu raflarını, kırık dökük dolaplarını karıştırdı. Yırtık bir nohut çuvalını zafer sancağı gibi elinde sallayarak masasına döndü. Davetsiz misafirini özenle  sarıp sarmaladı. Rafların arasında, rutubetten ağlayan duvarda asılı, beş yıl öncesinin takviminden, solgun sarı yaprakların zemini doldurduğu ormanı betimleyen sayfasını kopardı. Yaprağın arkasını çevirip özenle kocaman kararlı harfleri yerleştirip kırık cama yapıştırdı onu. Koltuğunun altına özenle paketlediği Tanrı misafirini sıkıştırarak Cebidelik Yokuşu’ndan ana caddeye yürürken, kör kediler önce Zarif Efendi’ye baktılar, sonra camdaki kırığı gizleyen kâğıda: “SATILIK”.

– Şebnem Kutluca

Bu yazı Öykü kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Temaşa – Şebnem Kutluca için 8 cevap

  1. Mine Ölce der ki:

    Ne hoş bir anlatım. 👏👏👏

  2. Murat Selek der ki:

    Kaleminize, emeğinize sağlık Şebnem Hanım.. 👍👏👏👏👏👏

  3. Yahya Murat Kurt der ki:

    Harika şiir gibi bir anlatım…
    Yazarın dünyasına bir anda giriyorsunuz…bambaşka bir tat alınan üç boyutlu bir öykü…
    Tebrikler Şebnem Hanım…

  4. Saliha ÇELİKEL ÜÇKÖK der ki:

    Çok güzel.

Şebnem Kutluca için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir