Hua Xi – Çeviren: Gökçenur Ç.

Hua Xi

Hua Xi, Çin kökenli Amerikalı şair ve sanatçıdır. Şiirleri The New Yorker, The Paris Review, The Nation ve The New Republic gibi önde gelen çağdaş edebiyat dergilerinde yayımlanmıştır. 2023 yılında ABD Ulusal Sanat Vakfı’nın (NEA) Yaratıcı Yazarlık Bursu’nu ve Eavan Boland Emerging Poet Ödülü’nü alan Hua Xi, 2023–2025 yılları arasında Stanford Üniversitesi’nin prestijli Wallace Stegner Fellowship programına seçildi. 2025 yılında ise Oxford Poetry Prize’ı, Phone (Telefon) adlı şiiriyle kazandı. Jüri, gerekçesinde, bu şiiri özgün metaforları, biçimsel ustalığı ve insan iletişiminin kırılganlığını derin bir duygusal yoğunlukla ele alışından dolayı ödüle değer bulduğunu belirtti. Aşağıda yer alan şiir, çağdaş İngilizce şiirin dikkatle izlenen genç seslerinden biri olan Hua Xi aittir.

 

Telefon

Benim! diye
açıyorsun telefonu
oysa sadece bir kar tanesisin.
Annen salonda
konuşuyor kendi kendine
dedenin yakılmış cesedi tutuklanmış yine
göremiyormuş hücresinden
soğuktan silkinen çiçeklerin yere serdiği halının
Mor Dağ’ın doruklarını bembeyaz kapladığını.
Onu ziyarete gitmelisin;
demelisin bulutlar tutsağıdır göklerin,
tutsaktır bu şiirin üstünden geçen bulutlar bile.
Aylar ayak diriyor harmanları savrulsun, mevsimler çın çın
ama bilmiyorsun
nereye gitmelisin hasadı toplamak için
Koşuyorsun, koşuyorsun.
Bir sap buğdayın numarasını arıyorsun
sonsuzluk telefon rehberinde.
Her cümlenin ortasında seni çağıran anlamsızlık
bir gün ansızın susup algıların kapısında
yapayalnız bırakıyor seni şal desenli pijamanlarınla.
Gece birdenbire yatağında doğrulup oturuyorsun
annenin sana seslendiğini sanarak.
İngilizce mi susuyordu, seninle hiç konuşmadığı zamanlar?
Ne olmuştu o uzun mutsuz yıllar boyunca
telefonu kapamadan önce?
Hayat,
selpak kırpıntıları ve portakal kabukları gibi
hiç durmadan dökülüyor yere
ama kimse sormuyor sana
bu paramparça hayatı yerden alıp
telefonda konuşmaya devam edecek misin diye.
Çadır çiçekleri boynunu büküyor.
Gün erişiyor ve umarsız bekliyor istasyonda
kar beyazı kalpağını sallayarak. Bazı geceler,
konuşmalısın kalabalık trenlerin gümbürtüsüyle
yanmış karabuğday tarlalarını bölerek geçen.
Ahize elinde giderek hafifliyor, patlayıp
kompartmanın camını tuzla buz ediyor
ay ışığında ıssız ovaya saçılıyor cam parçaları.
Bir süre dinlemeye devam ediyorsun
sırtında bir palto bile olmadan.
Daha ne kadar dayanabilirsin
bu sözcükleri dinlemeye
kimsenin sana söylemediği?

Çeviren: Gökçenur Ç.

*

PHONE

You answer the phone in the first person
even though
you are only snow falling.
Your mother,
talking to herself in the living room,
says the cremated corpse of your grandfather has been arrested again
and cannot see the peaks of Purple Mountain turning white from his jail cell,
see carpet flowers shaking cold from their shoulders.
You must go to him.
You must tell him that even clouds are prisoners of the sky,
even the clouds above this poem.
Months refused their threshing and the season rang and rang
but you did not know
where to go to pick it up.
You ran and ran.
You searched for the number for a stalk of wheat
in the directory for eternity.
The pointlessness that calls in the middle of each sentence
one day abruptly stops calling, leaving you standing
in feeling’s hallway,
in your paisley-print nightgown.
At night, you sit up suddenly
thinking you hear your mother’s voice calling out to you.
Does she speak to you in English when she doesn’t speak to you at all?
What was it such unhappy years said
before hanging up?
In life,
slivers of tissue and discarded orange peels
fall eternally to the floor
but no one asks
if you will pick up this life and go on talking.
Morning glories kneel. A day arrives that stands desperately on the platform,
waving the snowfall’s fur cap. There are nights you feel you must speak
with the voice of a crowded train
cutting across such humble ravages of buckwheat.
The receiver grows so light in your hand that it blows clear out
the compartment window
and into the moonlight above a wide and desolate plain.
You listen, for a time,
without so much as a coat on.
How long can you stand to listen
to those words
no one says to you?

Çeviri Şiir kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yitik Ülke Yayınları Kadıköy Kitap Günleri’nde

1997’de Kadıköy’de kurulan ve yayın programında ağırlıklı olarak Kadıköylü yazar ve şairlerin eserlerine odaklanan edebiyat yayınevimiz Yitik Ülke Yayınları, 12-21 Haziran 2026 tarihleri arasında Kadıköy’de düzenlenen Kadıköy Kitap Günleri’ne katılıyor. 65 No’lu stantta yer alan yayınevimizin imza günlerine ve etkinliklerine davetlisiniz. 

Belleğimizde benzersiz bir yeri olan, efsane Haydarpaşa Kitap Fuarı deneyimlerinin ardından, -dokuz yıllık hasretle- yeniden düzenlenen Kadıköy Kitap Fuarı, Kadıköy Belediyesi bina bahçesinde kitapseverlere kapılarını açtı. 

Yitik Ülke Yayınları olarak, bu fuarda da geleneğimizi sürdürüyoruz ve standımızdan kitap alan tüm okurlarımıza ağaç-çiçek tohumları hediye ediyoruz. 

İmza günlerimiz için tıklayın: https://yitikulke.blogspot.com/2026/05/kadikoykitapfuari2026.html

Yitik Ülke’de buluşalım 🙂 – @yitikulke

-Yolu kitap fuarına düşen-düşemeyen tüm okurlarımıza teşekkürler, sevgiler.

Yitik Ülke'den kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Bıçak – Turgut Toygar

Alexej von Jawlensky

Orada duruyordu. Sanki hep oradaymışçasına, varlığının nedeni el değmeyen yerleri pastan yemyeşil olmuş musluktan akan suymuşçasına. Plastik bidonlarını sıra ilerledikçe öndeki bidonlara yanaştırırken iri göğüsleri çenesine iyice yaklaşıyor, geniş omuzlarının aşağı gerilmesiyle sırtı birden yolu kesen bir kaya gibi belirginleşiyordu. Oradaki varlığı benimle beraber diğer tüm çocukların neşe kaynağı oluyordu. Ne zaman ördüğünü, gerçek renginin ne olduğunu kendisinin bile hatırlamadığı hırkasının cebindeki şekerleri teker teker bize dağıtır, alnıyla yüzü arasında dağ silsilesi gibi duran kara kaşlarını çatarak “Hanginizi su perilerini çağırdı gece?” der, mahcup yüzlere bakıp basardı kahkahayı. Onun dağıttığı şekerleri usulca cebime saklardım. Kezban annem, babaannem; koruyucu meleğim, annemi düşündüğümde koynuna saklandığım yün yumağım, o devasa kadın, bilirdi şekerlerin kime gideceğini. Arada bir öfkelendiğimde bütün hırsımı çıkarttığım, benden iki yaş küçük; kardeşim gibi gördüğüm, gerçekte amcam olan İbrahim’e giderdi şekerler. Yıllar sonra öğrendim babaannemin şeker hastası olduğu için yiyemediği şekerleri çocuklara dağıttığını. Arada bir sadece su içmek için çeşme başına gelen bir yolcu nedense hep babaanneme bakardı önce. Onun onayını alır, suyunu kana kana içtikten sonra yine ona döner, şükür duasını ona ederdi. Orada duruyordu Kezban Annem. Sıra kendisine geldiğinde yanı başına koşup çeşmenin yalağına bidonu yerleştirmesine yardım ederken, her seferinde vücudundan yayılan kokunun sersemletici etkisiyle ona sokulur, biraz sonra yapacağım şeyin onda uyandırdığı etkiyi azaltmak için sırnaşırdım. Okumaya devam et

Öykü kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Kalem Cebi – Güneş Soybilgen

İbrahim Çiftçioğlu

Gömleklerin kalem cebi yok artık. Oysa ben parmakları mürekkep bulaşığı içinde bir çocukluk yaşadım. Anneciğim büyük uğraşlarla üzerime giydirdiği kar beyaz gömlekler mürekkep lekesi oldu diye az dayak yemedim. O birbirinden hınzır, minicik şişelerde heyecanla kullanılmayı bekleyen birbirinden renkli sıvılar da pek yaramazdı hani. Ne kadar dikkat edersem edeyim mutlaka elime koluma, üstüme başıma bulaşırdı. Bulaşan yalnızca mürekkep olmadı belli ki. Damarlarıma dek işledi o renkli sıvının çağrıştırdığı her şey.
     Şimdi neredeyse bir asrı devirecek bu kelli felli adamın aynaya yansıyan aksine bakıyorum da yüzündeki derin çizgiler, dökülen saçlarından geriye kalan o geniş parlak kafa ya da pişmaniyeden hallice sakal değil dikkatimi çeken. Gözlerim yüzümden aşağıya doğru kayıyor. Orada bir boşluk var. Göğsümün soluna denk gelen yerde. Hayır, kalbimi kast etmiyorum canım. Hiç öyle duygusal biri olmadım. Kalem cebini diyorum. İnanamıyorum üzerimdeki gömlekte olmadığına.
     Gömleklerimi hep kızım seçer alır. Annesinin vefatından sonra bu görevi kendiliğinden üstlendi. Ben gidip de kendime bir gömlek seçmeyi beceremem. Doksan yılı geçkin hayatımda hep kararsız ve ağırkanlı biri oldum. Dile kolay, altmış yıl boyunca karım verdi her türlü kararı. Beni büyük zahmetlerden kurtardı.
     Ha ama bakın, rahatlıkla karar verebildiğim bir konu var. Hangi mürekkeple kime ne yazacağımı iyi bilirim. Kalın cam muhafazalarının içinden bana göz kırparlar. Ne amaçla kullanacaksam hiç tereddütsüz uzanır, ellerim titremeden alırım seçtiğimi.
     Hiç unutmam. Karıma, o beni henüz tanımıyorken yazdığım mektuplar için koşnil kırmızısı kullanmıştım. İçimi o gencecik, incecik güzel kıza dökerken o can alıcı renkten başkasını düşünemezdim. Damarlarımda coşkuyla akan, kalbimi onu her düşündüğümde doruklarda attıran kanın rengi. Hoş, kısa zaman sonra hayat arkadaşıma dönüşen o canım kızı mektuplarım mı daha çok etkiledi yoksa o mürekkebi ellerimle hazırlamak için oluşturduğum ufak çaplı koşnil böceği çiftliğim mi, hâlâ emin değilim. Karımın evlendikten sonra kurtulduğu ilk şey o çiftlik oldu. Bende ne gam. Zaten o rengi bir daha kimsecikler için kullanacak değildim.
     Eski aile dostlarına, meslektaşlara, tanışlara özel günlerde yazdığım kısa notlarda, kartlarda mutlaka indigo kullanırım. Kadim bir boya. Bir bakarsın, damar damar mavinin arasında mor kanar. Görülesi bir manzaradır doğrusu. Dostlardan böylesi mektuplar aldığımda nasıl keyiflenirim, bir bilseniz. Keyiflenirdim demeliyim. Zira yıllar oldu el yazısıyla kaleme alınmış herhangi bir mektup elime geçmeyeli.
     Günlük tutarken tercih ettiğim mürekkep de verdigris, bakır yeşili de diyebilirsiniz efendim. Babam zangâr derdi bu mürekkebe. Günlük tutma alışkanlığımı da rahmetli sayesinde kazanmıştım zaten. Yazarken mürekkebin camgöbeği gibi bir rengi olur. Kâğıda dökülen sözcükler, o gece yazmaya karar verdiğim şeyin zihnimdeki duruşu gibi parlak, gök renginde ışıldar. Fakat zaman geçtikçe tıpkı bakır gibi paslanır. Hafızanın eskittiği bir gölge gibi donuklaşıp yosun yeşiline, bazen kahverengiye çalar. Farkında olmadan zamanın rengini kâğıda işlersin. Şimdilerde o kadar çok boş vaktim var ki sık sık birkaç çekmeceyi ve rafı tıka basa dolduran günlüklerimi gözden geçiriyorum. Aile albümüne bakar gibi sayfaları özenle çeviriyor, bazen gülümsüyorum bazen hüzünleniyorum. Taze anılar ışıldıyor, eskilerse yosun tutmuş duvar gibi mat.
     Yok, bu gömlek hiç olmadı. Derhal çıkarmalı. Şükran’a da söyleyeyim. Almasın bir daha böyle gömlek. Olmaz olsun. Giyerim ben yıllanmış gömleklerimi. İnsanın ne zaman ne yazacağı belli mi olur. Elimi oraya attığım her sefer parmaklarım boşta kalıyor. Abarttığımı düşünüyorsunuz belki fakat bu yaşta çekilir eziyet değil. Kalemim hep yanımda olmalı, göğsümde varlığını hissettirmeli, değil mi ama. Okumaya devam et

Öykü kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum yapın

9. Fethiye Belgesel Günleri Belgesel Film Listesi Açıklandı

9. FETHİYE BELGESEL GÜNLERİ BELGESEL FİLM LİSTESİ

Bu yıl 9. Fethiye Belgesel Günleri’ne katılım için filmlerini gönderen tüm belgeselcilerimize içtenlikle teşekkür ediyoruz. Her bir film için harcanan emeğe, zamana ve gösterilen özveriye saygımız sonsuzdur.
Bize ulaşan her eserin son derece farklı alanlardan beslendiğine; içerik ve sanatsal nitelik açısından değerli olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle ön kurulumuz, filmleri birbiriyle yarıştırmaktan ve hiyerarşik bir sıralama yapmaktan ve bir sanatsal yargıda bulunmaktan özellikle kaçınmıştır. 9. Fethiye Belgesel Günleri seçkisini oluştururken temel aldığımız ölçüt, daha önce duyurduğumuz kavramsal çerçeveye ve yönergeye uygunluk olmuştur. Bu doğrultudaki seçim sürecinde; filmin belirtilen çerçeveye ve temaya yakın olması, daha önce yeterince gösterim olanağı bulamamış olması, henüz açık erişime sunulmaması katıldığı festivaller veya aldığı ödül veya ödüllerle birlikte, çok fazla öne çıkmamış olması gibi somut ve “ölçülebilir” ölçütler temel alınmıştır. Okumaya devam et

Haberler kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yitik Ülke Öykü Atölyeleri Kadıköy’de Başlıyor

Yitik Ülke’nin Yüz Yüze Öykü Atölyeleri Kadıköy’de Başlıyor

Yitik Ülke atölye pratikleri yeni dönemde yüz yüze çalışmalarla Kadıköy’de yeniden başlıyor. Öykü dersleri Kadir Aydemir tarafından verilecek. Kısa öyküye yoğunlaşılacak olan atölye, mart-nisan ayları içinde yaklaşık altı hafta sürecek. Çalışmalar Kadıköy Rexx Kafe’de gerçekleşecek. Her düzeyde öykü yazan, öykü sanatını seven herkese açık olan etkinliğe sınırlı sayıda kayıt alınacak. Atölyeye dair geniş bilgi için instagram üzerinde @yitikulke’ye ya da afişte yer alan e-posta adresine mesaj yazabilirsiniz.

Haberler, Yitik Ülke'den kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yitik Ülke Öykü Akşamları Kadıköy’de Başlıyor

Yitik Ülke Öykü Akşamları, 26 Şubat 2026’da Kadıköy Rexx Kafe’de başlıyor. Yitik Ülke Yayınları’nın kurucusu, yazar-şair Kadir Aydemir editörlüğünde gerçekleşecek olan öykü akşamlarının ilkinde birçok öykücü bir araya gelecek ve kısa öykülerini okuyacak. Etkinlik ücretsiz olarak düzenleniyor ve herkesin katılımına açık. 26 Şubat’taki ilk öykü akşamında; Aslıhan Gökbulut, Bülent Akgezer, Cafer Hergünsel, Esra Ecem Öksüz, Ferhat Uludere, Hasip Bingöl, Kadir Aydemir, Mehmet Barış Terzi, Melih Yıldız, Melike İnci, Mince Ölce, Muazzez Çörtelek, Necati Güngör ve Sibel Dülger gibi isimler yer alacak. Dileyen dinleyiciler sevdikleri bir yazarın öyküsünü ya da kendi yazdıkları kısa öyküleri okuyabilecek. Yitik Ülke Öykü Akşamları, zamanla Ankara ve İzmir gibi şehirlerde de düzenlenecek. Katılım ve detaylı bilgi için instagram üzerinde @yitikulke’ye ulaşılabilir. www.yitikulke.com

Etkinlik gün ve saati: 26 Şubat 2026 – 21.00-23.00
Adres: Rexx Kafe, Serasker Cad., 110 A, Kadıköy-İstanbul.

Haberler, Yitik Ülke'den kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum yapın

Ünlü Alman Yazar Matthias Göritz’in Yeni Romanı “Güneş Dil”, Yitik Ülke’den Yayımlandı

Güneş Dil – Çeviren: Yasemin Yelbay Yılmaz

Matthias Göritz’den İstanbul’un kalbinde geçen nefes kesici bir roman: “Güneş Dil”

Alman yazar ve şair Matthias Göritz’in büyük ilgi gören romanı Güneş Dil, şimdi Türkiye’de okurla buluşuyor. Hamburg Edebiyat Ödülü, Mara Cassens Ödülü, Robert Gernhardt Ödülü, William Gass Ödülü ve Uluslararası Pretnar Ödülü’ne layık görülen Matthias Göritz’in büyük ses getiren yeni romanı “Güneş Dil” Yitik Ülke Yayınları’nca yayımlandı. Güneş Dil’in Almanca aslından Türkçeye başarılı çevirisi Yasemin Yelbay Yılmaz tarafından yapıldı.

İki zamanlı anlatımıyla hem bugünün İstanbulu’nda ilerleyen bir keşif yolculuğunu, hem de 1930’ların karanlık Avrupası’ndan Türkiye’ye uzanan sürgün ve casusluk hikâyesini büyüleyici bir dille bir araya getiriyor.

Roman, Amerikalı genç kadın Lee’nin, büyükannesi Helene’in yıllarca sakladığı sırları araştırmak üzere İstanbul’a gelmesiyle açılır. Lee’nin bugündeki arayışı, 1930’larda yarı Yahudi ve eşcinsel olduğu için Nazi rejimi tarafından casus olarak Türkiye’ye gönderilen Georg Naumann’ın dramatik hayatına bağlanır. Okumaya devam et

Haberler, Yitik Ülke'den kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yitik Ülke Yayınları – İstanbul Kitap Fuarı İmza Günleri

Pandemi sürecinde ara verdiğimiz kitap fuarlarına yeniden katılıyoruz. Yitik Ülke Yayınları olarak TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda 7. Salon 727 B adresli stantta yer alacağız. Tüm okurlarımız imza günlerimize, söyleşilerimize-etkinliklerimize ve standımıza, o eski günlerdeki gibi sohbete, paylaşıma ve dayanışmaya davetlidir.  

13-21 Aralık 2025 tarihleri arasında TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda Yitik Ülke standında buluşalım.

7. Salon 727 B’deyiz. 

***

YİTİK ÜLKE İMZA GÜNLERİ

13 Aralık 2025 Cumartesi

12.00 – Efe Duyan

13.00 – Kadir Aydemir – Mürsel Çavuş

14.00 – Esra Ecem Öksüz, Dervişe Güneyyeli – Nafia Akdeniz 

15.00 – Matthias Göritz

16.00 – Pınar Öğüt – Ayşe Mine Göney

17.00-19.00 Anlatılmayan Öyküler 1 ve 2. kitap – imza günü

 

14 Aralık 2025 Pazar

13.00 – Kadir Aydemir 

14.00 – Muazzez Çörtelek – Tülay Güzeler – Zeynep İrem Çağlar

15.00 – Mine Ölce

16.00 – Altay Öktem, Turgay Kantürk, Gökçenur Ç. – Filiz Leloğlu Oskay

 

15 Aralık 2025 Pazartesi

12.00 – 14.00 – Ayşen Baloğlu

13.00 – Kadir Aydemir

14.00 – Melike İnci, Tülay Güzeler

 

16 Aralık 2025 Salı

13.00 – Kadir Aydemir

14.00 – Ayşe Mine Göney, Mine Ölce, Esra Ecem Öksüz

16.00 – Nakeeb Samim

 

17 Aralık 2025 Çarşamba

13.00 

14.00

15.00 

 

18 Aralık 2025 Perşembe

13.00 – Sedef Özkan

14.00 – Hakan Bayhan

15.00 – Müge Ecem Demirci

 

19 Aralık 2025 Cuma

12.00 – Melih Yıldız

13.00 – Dalia Maya

14.00 

16.00 – Gökhan Erarslan

16.00 – Filiz Leloğlu Oskay, Muazzez Çörtelek, Mine Ölce, Filiz Çapar Şahin

 

20 Aralık 2025 Cumartesi

12.00 – İlke Kalaycı – Tuğba Turan

13.00 – Kadir Aydemir

14.00 – Melike İnci – Barış Efendioğlu

15.00 – Melih Yıldız – Harun Özen – Osman  Özenbaş

16.00 – Şeref Bilsel, Gökçenur Ç., Onur Behramoğlu

 

21 Aralık 2025 Pazar

12.00 – Batuhan Turhan

13.00 – Kadir Aydemir – Sibel Çelikel

14.00 – Melike İnci – Hakan Aytaç

15.00 – Verda Pars – Deniz Başıbüyük

 

Yitik Ülke'den kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum yapın

10. Kara Hafta İstanbul Festivali Başlıyor

Polisiye Edebiyatının Zirve Buluşması: 10. Kara Hafta İstanbul Festivali Başlıyor

Polisiye edebiyatının Türkiye’deki en köklü ve prestijli etkinliği olan 10. Kara Hafta İstanbul Festivali, bu yıl da okurları ve yazarları bir araya getirmeye hazırlanıyor. Festival, 13-14 Kasım 2025 tarihlerinde, tarihin ve gizemin buluşma noktası olan Pera Palace Hotel’de kapılarını açacak.

Etkinlik, iki gün boyunca, türün gelişimini ve güncel durumunu tartışmak, yeni eserleri tanıtmak ve polisiye edebiyata katkıda bulunan isimleri onurlandırmak amacıyla gerçekleştiriliyor. Okumaya devam et

Haberler kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın