Dev Kralın Tacı – Bergin Azer

Burhan Doğançay – Bergin Azer Koleksiyonu

Yemek masasının altına girdiğimde gözüm avizedeydi. Dedem devler diyarı kralının tacını kaçırmış, sonra onu ters çevirip avize yapmış. Emekleyerek masanın ortasında oturdum.

Halının desenlerinde parmağımı gezdirirken, arada masanın kenarından kafamı çıkarıp avizeye bakıyorum. Altın varaklı kollarına takılmış ampullerin ışığı, her zamanki gibi kristalleri parlatıyor.

Orta kısmı, gerçekten ters çevrilmiş taçtı… Acaba kral tacını arıyor mudur, yoksa yenisini mi yaptırmıştır? Sorabileceğim kimse yoktu. Dedem taşırken zorlandı mı acaba? Peki onu devler diyarından nasıl getirdi, sorsam anlatır mıydı? Belki gizli kalmasını istiyordur. O zaman ben nasıl biliyorum bunu?

Gözüm yemek masasının kalın oymalı bacaklarına takılıyor. Ne kadar güzel desenler, yapan ustanın aletlerinin izleri hafifçe belli. Babam anlatmıştı. Yıllar evvel, büyük ev yapılırken dedem özel yaptırmış; hazır almamış, zaten o zaman hazır bir şey yokmuş ki.

Koyu ahşap renkli masada ne çok aile sofrası kurulmuştu. Hatta iyice kalabalık olduğumuzda masa ortadan açılır, paneli yerleştirilir koskocaman olurdu. İşte o zaman avize üzerinde küçük kalırdı.

Kalabalık sofralar, neşeli anılar arasında babaannemin midye pilaki yaptığı gece çok güzeldi, tam ne zamandı? Galiba ilkokula başladığım yıldı.

O gece babamın arkadaşları da sofradaydı hatta o kadar kalabalıktık ki masanın kısa tarafında babamla yan yana oturunca, aslında dedemin olan yerde kendimi çok büyümüş hissetmiştim. Okul anılarını anlatırken, sıra yaramazlıklarına geldiğinde kahkahaların arasında dedemin, “Küçük Bey, seni okumaya yolluyoruz zannetmiştik” demesiyle iyice neşelenmiştik.

Kocaman, bereketli, mutlu ve eğlenceli güzel bir sofraydı orası. Dünyanın dört bir yanına dağılan aileyi her fırsatta bir araya getiren mıknatıs gibi. Ve her şeyi tepeden kuşbakışı seyreden, kollayan devler diyarı kralının tacı, hep ışıl ışıldı.

Kalabalık ev olmasına rağmen masanın altında olduğumu bilen pek olmazdı. Salona bir basamakla inildiğinden uzaktan konuşmaları dinler, büyüklerin anlattıklarının çoğunu anlamasam da garip bir şekilde aklımda tuttuğum için, neler konuşulduğunu şimdi biliyorum. Masanın altında oynamaktan herkesi bacağından, ayakkabısından tanırdım. Orası korunaklı, kocaman ve sıcaktı.

Ve avize hep tepeden bana, bize göz kulak olurdu. Ne kadar çok şeye şahitlik etti.
Zamanla o sofrada toplananlar azaldı, kahkahalar küçük gülümsemelere, gülümsemeler ise sevgiyle anılan, insanın içini kavuran anıları bıraktı.

Ev uzun süre müze gibi korundu. Sanki gidenler gelecekmiş gibi hiçbir şey yerinden kıpırdamadı. Avize, ta ki bir gün, ben onu ve masayı evime taşıyana kadar yalnız kaldı. Hüzünlendi.

Benim için o hala dedemin devler diyarı kralının tacından yaptırdığı avize.
Şimdi Erenköy’de değil, çok uzaklarda ama benim evimden, bana, yeni gelen bizlere göz kulak oluyor, o masada yemek yiyenlerin anılarını muhafaza etmeye devam ediyor.

Bu yazı Öykü kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Dev Kralın Tacı – Bergin Azer için 2 cevap

  1. Fulya der ki:

    Küçüklüğüme götürdü beni. Sanırım bizim yaşımızda olanların hepsi bu kısa hikayeyi okuyunca kendi evlerini ve sofralarını hatırlamıştır. Bizim ışıltılı avizemiz de hala sarılmış, sarmalanmış halde duruyor. Temizleneceği zaman indildiğinde, ışıltılı, kocaman taşlarını yakından görebilmek ne şahane birşeydi. Kimbilir belki ben de bir gün onu yemek masamın üzerine asarım..
    Bu güzel hatıra için teşekkür ederim.
    Sevgilerimle.

  2. Haluk Mesci der ki:

    Öykü filan değil bu. Resmen, güzel bir başka kitabın nüvesi sanki. Devam sevgili Bergin, devammm.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir