John Ashbeyr’den Şiirler – Çeviren: Hatice Kurun

John Ashbery

BAZI AĞAÇLAR

Olağanüstü: Her biri
Yanındakiyle birleşiyor, konuşuyorlar sanki
Hareketsiz bir gösteriymiş gibi.
Şansa bırakılmış bir düzende

Bu sabah, dünyadan alabildiğine uzak
Onunla uzlaşır gibi buluşmak;
İşte sen ve ben, ağaçların birdenbire
Dönüşüyoruz yapmaya çalıştığı şeye

Orada oluşlarıyla anlatıyorlar şunu bize:
Bir anlam taşır bu salt varoluş;
Başlayabiliriz yakında
Dokunmaya, sevmeye, anlatmaya.

Bizim yaratmamış olmamızdan böylesi güzelliği
Kuşatılıyoruz hoşnut halde:
Çoktan seslerle dolmuş bir sessizlikte,
Bir tuval belirmekte üzerinde

Bir gülüşler korosudur, kış sabahı.
Esrarengiz bir ışık altında, devinim içinde;
Böylesi bir suskunluk takınıyor günlerimiz,
Sanki kendilerini koruyorlar bu tınılarla.

John Ashbery
Çeviren: Hatice Kurun

 

UZAKLARIN SONATI

Çok eskiden, o zamanlar şimdiyi andırmaya başlamıştı;
Tıpkı şimdinin de hâlâ tanımlanmamış yeni bir yola çıkıştan ibaret
Olması gibi. Bir zamanlar uzaktan görülen
Bu şimdi dediğimiz, bizim yazgımızdır;
Başımıza başka ne gelirse gelsin. Bu,
Simalarımızı ve düşüncelerimizi şekillendiren
Geçmişin şimdideki varlığıdır. Biz onun yarısıyız;
Diğer yarısı ise bizi ilgilendirmiyor. Öylesine ileriyi görebiliyoruz ki,
Geri kalanımız alacakaranlığın örttüğü çevrenin içinde
Gizil olarak yerini alıyor.

Günün bu vaktinin her gün geldiğini biliyoruz;
Ve onun kendine özgü hakları olduğu gibi,
Bizim de yalnızca o anda, o günde ve o mekânda
Var olduğumuz ölçüde kendimiz olma hakkımız
Olduğunu hissediyoruz. Zaman bize,
Kendi keyfine göre uyar; ama yalnızca,
Olma halinin henüz görünmeden önceki o küçücük payını,
O tek nefeslik halini terk etmediğimiz sürece. Aksi takdirde,
Şimdiki zaman, taşıdığı bütün anlamın kendisine dönüşür.

Hakkında konuşulmaya başlayan şeyler
Gelip geçti, ama hâlâ yakın zamanda olmuş gibi
Hatırlanıyor. Her yeni şeyin dibinde bir merak tohumu vardır;
Tıpkı kıyıya vuran yeni bir dalganın bir soru işareti suretinde
Açılması gibi. Sahip olduklarımızı verip bırakmaya yöneldiğimizde,
Yakın zamanda unutulup yeniden canlanan şeylerin
Parlak ışıltısıyla aydınlanarak, anladık ki ya biz kazandık
Ya da geçip giden şeyler bizi kazandı. Her imge yerini bulur;
Fazlalığın değil, tam kararın sükûnetiyle.
Biz, şimdiki zamanın soluk alışında yaşıyoruz.

Eğer sahip olduğumuz yalnızca bu olsaydı,
Kalan yarıyı yeniden tasavvur edebilirdik; görünenin şekline bakarak
Anlardık onu, böylece nasıl yol almamız gerektiği düşüncesine
Dâhil edilirdik. Zamana henüz ulaşmamış olmamızın açtığı
Boşluğa sığmak, oraya ait sözleri söylemek trajik olurdu;
Zira ilerleme, o sözleri solgun bir anıdan yeniden kurmakla,
O mekânı ihlâl ederken aslında onu dokunulmaz kılmakla mümkündür.
Ama yine de buraya aitiz; epey yol aldık,
Fakat geçip gidişimiz sadece bir görünüşten ibaret.
Ama bunu anlamamızın bir gerekçesi var.

John Ashbery
Çeviren: Hatice Kurun

 

RESSAM

Oturmuş binaların önünde denize karşı
Tadına varıyordu denizi resmetmenin.
Tıpkı çocukların bir duayı hayal etmesi gibi
Sessizlik vardı sade, modelinin kumları
Körüklemesini bekledi ve fırçayı ele geçirip
Tuvale kendi portresini yapmasını.

Hiç boya yoktu tuvalinde
Ta ki o binalarda oturan insanlar
Onu işe koşana kadar: “Bir vasıta olarak kullan
Fırçayı. Resmetmek için
Daha sakin ve geniş bir şey seç ve ressamın ruh haline,
Ya da belki de bir duaya daha uygun bir şey.”

Nasıl derdi onlara sanatın değil
Doğanın tuvaline el koysun diye dua ettiğini?
Karısını seçti yeni bir model olarak
Onu engin kıldı tıpkı yıkık binalar gibi
Bu portre kendini unutarak
Kendini ifade etmişti sanki fırça yokmuşçasına.

Bir cesaretle belli belirsiz, daldırdı fırçasını
Denize. Bir dua mırıldandı yürekten:
“Ruhum, bu portreyi yaptığımda
Tuvalimi mahveden sana dönüşsün.”
Bu haber yayıldı hızla binalar arasında:
O, geri döndü denize modeli uğruna.

Bir ressam düşünün, modeli ona işkence etmiş!
Fırçasını tutmaya bile mecali kalmamış,
Kasvetli bir şenlik için ayaklandırdı binalardan
Aşağı bakan ressamları: “Bir duamız yok artık,
Kendimizi içine koyduğumuz bir tuval
Ya da resmini yapmak için karşımıza oturttuğumuz bir deniz yok!”

Buna bir otoportre dedi berikiler.
Modelin tüm renkleri,
Solmaya başladı nihayet, bembeyaz oldu
Tuval. Fırçasını bıraktı ressam.
Bir uğultu yükseldi kalabalık binalardan,
Bu da bir duaydı.

Portresi savurdu onu, yükselerek binalar kadar;
Deniz içine aldı tuvali ve fırçayı
Bir dua olarak kalmak istercesine.

John Ashbery
Çeviren: Hatice Kurun

 

John Lawrence Ashbery (1927–2017); Amerikalı şair, deneme yazarı ve sanat eleştirmenidir. 20. yüzyılın ikinci yarısının en etkili şairlerinden biri kabul edilir. Rochester, New York’ta doğdu. Harvard Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudu; burada Frank O’Hara gibi şairlerle tanışarak New York Okulu olarak bilinen edebi çevreyle ilişki kurdu. 1956’da yayımlanan Some Trees adlı ilk şiir kitabı Yale Younger Poets Prize’ı kazandı. 1975 tarihli Self-Portrait in a Convex Mirror kitabıyla hem Pulitzer Ödülü’nü, hem National Book Award’ı hem de National Book Critics Circle Award’ı aynı yıl kazanarak büyük bir edebî başarıya imza attı. Şiirlerinde modernist geleneği postmodern duyarlılıkla harmanlamış, çağrışımlı, parçalı ve çoğu zaman ironik bir üslup geliştirmiştir. Ashbery, yirmiden fazla şiir kitabı kaleme aldı; ayrıca sanat eleştirileri ve çeviriler de yaptı.
Yaşamı boyunca Amerikan şiirinin yönünü belirleyen figürlerden biri oldu. 2017’de Hudson, New York’ta hayata veda etti.

Bu yazı Çeviri Şiir kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir