-Elif’e-

Şenol Yorozlu
– Yaptığının hırsızlık olduğunu bilmiyor musun?
Biliyor Hasan. Yan yana gelen harfleri okuyamıyor, parmaklarını kullanmadan toplama yapamıyor, suyun kaç derecede buharlaşacağını bir çırpıda söyleyemiyor belki, ama kulağındaki acıyı biliyor. Çarpım tablosunun yerine, birileri ona bağırırken ayakucuna bakmayı da ezberlemiş çoktan. Lastik ayakkabılarına bakmayıp ne yapacak? Kulağını çekiştiren müdüre mi döndürecek gözlerini, karşısındaki sınıfa mı, öğretmenin yanında duran adama mı? Ezbere bildiğini yapıyor işte; sırasından kulağından çekiştirilerek sınıfın önüne getirilirken yaptığı gibi ayakucuna bakıyor.
– Yanıt versene oğlum; neden hırsızlık yaptın?
Bunu pek bilmiyor Hasan; genelde bildiği yerden sorulmuyor zaten. Tavukların yumurtlarken çıkardığı sesleri sorsalar mesela, onları ürkütmeden kümeslere nasıl girileceğini, kimselere görünmeden orada nasıl uyunacağını… Okumaya devam et





Televizyonu da kurulmuş, kilimleri de serilmiş evine, ağır ağır tırmandığı ilk akşam. Bir, adım sesleri yoruyor onu, bir de her basamakta iyice ağırlaşan bacakları. Anahtarı çantasında ararken de acemi, kapıdaki kilidi döndürürken de.

