
Liudmyla Riabkova
Dışarda gördüğüm kadarıyla dünya bizden daha vızıltılı dedi, arı. Dünya ne demek, dedi diğer arı.
Bak şu gördüğün tepeye kadar her yer dünya, dedi ilki. O da olmasaymış, düz olacakmış, dedi ikinci.
Sonra bana döndü ve dedi ki, ben niye ikinci oluyorum en baştan. Şunu doğru yaz.
Peki, dedim. Dışarda gördüğüm kadarıyla dünya bizden vızıltılı, dedi daha önce ikinci olan arı.
Hop! Daha önce ikinci demen bir ayırımcılık, ayrımında mısın yazar?
Bakın bu kadar müdahale ederseniz, yazamam. Hem nerden çıktı, ayırımcılık falan.
Yazar olarak özgür davranamayacak, sözcükleri, karakterleri, olay varsa olayı, yoksa çıkartmayı
yapamayacaksam, bir şey yazılamaz. En en en baştaki arı; bak, dedi, bam teline soktun,
vızıltıyı gediğine, böyle diyerek, diğerine. Okumaya devam et








Televizyonu da kurulmuş, kilimleri de serilmiş evine, ağır ağır tırmandığı ilk akşam. Bir, adım sesleri yoruyor onu, bir de her basamakta iyice ağırlaşan bacakları. Anahtarı çantasında ararken de acemi, kapıdaki kilidi döndürürken de.