
Ali Elmacı
Haiku; nasıl sade ve narin bir şiir. Fazla sözü ve kabalığı kaldırmıyor yapısı. O, doğa ve insan arasında bir köprü şiiri adeta. Japonca ve Türkçenin yapısal farkları dolayısıyla 5-7-5 hece sistemiyle değil de, daha kurgusuz ama savruk olmayan haiku şiirlerini seviyorum. 5-7-5 yapıyla, kendi kendine doğarsa şiir, elbette ki daha da güzel.
Haiku yalın doğa şiiridir. Zorlamaya, masa başı eziyete pek gelmiyor. Düşünün; yağmur
yağıyor ve eski bir sokakta yürüyorsunuz. Şemsiyeniz açılmıyor. İşte o an yağmurun ne kadar güzel olduğunu “duyumsuyorsunuz”… Yağmuru ve havada asılı olan milyonlarca su taneciğini, belki de içlerinden birini düşünüyorsunuz. Bir su taneciği nedir ki? Ama bütün dünya yansıyabilir onun yüzüne. Küçük bir böcek için dev bir dalgadır o. İşte haiku şiiri, gelişmiş bir algı biçimi istiyor şairde. Şair görebilmelidir bir kartal gibi. -Yağmura dönelim. Her yer ıslak, yağmur durdu bakın, solucanlar uzayıp gidiyor oysa. Kent insanı apartmanlarda, eviçlerinde bir duvar kenarındaki örümceğe ve onun yuvasına bile tahammül edemiyor. Küçük sinekler: İğrenç. Arılar: Öldürülmeli! Okumaya devam et



1.
Divan şiiri imparatorluğun şiiriyse, geleneksel Japon şiiri de öyledir; ne ki anlamakta güçlük çekebileceğimiz bir garip imparatorluğun, orospudan imparatora dek her kesimden insana şiir yazdırabilen, çay içmeyi bile bir tören havasına yücelten güneş imparatorluğunun(1) yahut ‘göstergeler imparatorluğunun’ şiiri. Dilin ve toplumun yapısı, öğreticilikten kaçınan bu şiiri bir tür incelik gösterisi haline getirmiş; şairler imgeleri, somut ayrıntılar biçiminde ve betimlemeden çok mecazi ilgiler, izleksel karmaşıklık yerine uyum adına kullanarak, haletiruhiyelerinin adeta, sadece, taslaklarını çiziktirmeyi amaçlamışlar(2); belki de bu yolla şiirde duyguyu keşfediyor gibi görünmüşler. Bu yüzden, şairle nesnesi arasındaki uzaklık Japon şiirinde pek azdır: Japon şairi her nesnenin neredeyse içinde soluduğunu duyar ve onu özenle, sevgiyle besler. Kalemi, kâğıdı yanına alıp doğanın yaşadığı değişimi anında ve yerinde saptamak için kırlara şiir gezintilerine(3) çıkan insanların, nesnelere böyle yaklaşmaları şaşırtıcı değil aslında. Japon şairinin bile-isteye içine düştüğü yanılsama da, Avrupalılara uzun süre yabancı gelmiş. Moritake’nin(4) Kelebek şiirindeki yanılsaması bu açıdan çok belirgindir:


