
Nicolas de Stae
Aziz Dostum,
Bu yaz Paris hiç olmadığı kadar nemli ve sıcak. Yorgun olan kalbimi iki adım yürüyüş bile perişan ediyor. Ama hemen endişelenme, son görüştüğümüz zamandan çok daha iyiyim. Gözümü açtığımda kendimi bir ayçiçeği tarlasında bulmuyorum en azından. Sefil hayatımı düzene soktum sayılır. Günlerimin çoğunu evimin duvarları arasında trompet çalarak ve yazarak geçiriyorum.
Kitap bu defa beni çok zorluyor. Bazen gece gündüz ayırt etmeden sanrıya kapılmış gibi yazıyorum. Uykusuzluktan halüsinasyonlar görüyor, gerçekle hayali birbirine karıştırıyorum. Sonra bir anda her şey susuyor içimde. Acıtan bir sessizlik başlıyor. Ucundan yakalamaya çalıştığım görüntüler, konuşmalar zift dolu karanlık bir kuyuda yitip gidiyor, yakalayamıyorum. O zaman da sadece müzik yapmak istiyorum. Kafamın içinde sürekli yeni melodiler. Kıskanç iki sevgili arasında paylaşılamayan adam gibiyim. Bazen hangisinin kolundayım bilemiyorum. Biri alıyor öteki bırakıyor. Hep aldatıyormuş hissi ile yaşamak çok zor. Okumaya devam et






1.
Divan şiiri imparatorluğun şiiriyse, geleneksel Japon şiiri de öyledir; ne ki anlamakta güçlük çekebileceğimiz bir garip imparatorluğun, orospudan imparatora dek her kesimden insana şiir yazdırabilen, çay içmeyi bile bir tören havasına yücelten güneş imparatorluğunun(1) yahut ‘göstergeler imparatorluğunun’ şiiri. Dilin ve toplumun yapısı, öğreticilikten kaçınan bu şiiri bir tür incelik gösterisi haline getirmiş; şairler imgeleri, somut ayrıntılar biçiminde ve betimlemeden çok mecazi ilgiler, izleksel karmaşıklık yerine uyum adına kullanarak, haletiruhiyelerinin adeta, sadece, taslaklarını çiziktirmeyi amaçlamışlar(2); belki de bu yolla şiirde duyguyu keşfediyor gibi görünmüşler. Bu yüzden, şairle nesnesi arasındaki uzaklık Japon şiirinde pek azdır: Japon şairi her nesnenin neredeyse içinde soluduğunu duyar ve onu özenle, sevgiyle besler. Kalemi, kâğıdı yanına alıp doğanın yaşadığı değişimi anında ve yerinde saptamak için kırlara şiir gezintilerine(3) çıkan insanların, nesnelere böyle yaklaşmaları şaşırtıcı değil aslında. Japon şairinin bile-isteye içine düştüğü yanılsama da, Avrupalılara uzun süre yabancı gelmiş. Moritake’nin(4) Kelebek şiirindeki yanılsaması bu açıdan çok belirgindir: